Bessel van der Kolk, “Her türlü travma, her zaman politiktir.” diyerek, travmanın yalnızca bireysel bir deneyim olmadığını, toplumsal ve politik yapıların da bu deneyimlerin şekillenmesinde önemli bir rol oynadığını vurgular. Bir kadının iş yerinde mobbing yaşaması veya aile içi şiddet gibi durumlar, travmanın politik boyutunu gözler önüne serer. Bugün ülkemizde yaşanan olaylar, travmanın yalnızca bireysel bir yaralanma değil, insan eliyle şekillenen ve politikaların etkisiyle derinleşen bir süreç olduğunu açıkça göstermektedir.
Toplumumuzda travmanın işlevsiz ilişkilerden, duygusal kayıplardan, ekonomik koşullardan kaynaklanabileceğine dair bir farkındalık bulunmaktadır. Ancak yoksulluğun, ırkçılığın, homofobinin, transfobinin, politikaların ve kadın düşmanlığının gerçek etkisi görünür değildir. Bu durumda travmaya ve onun yarattığı etkiye baktığımızda, toplumumuzun değerleri ve gerçekliği açıkça ortaya çıkmaktadır. Travma, sadece bireysel değil, toplumsal bir yaradır ve çözümlenmesi için kişisel çaba yeterli değildir. Toplumun ve politikaların, bu yaraların iyileşmesindeki rolü, bireysel çabaların çok ötesindedir.
Bessel van der Kolk, “Keşke travmayı politikadan ayırabilsem. Ancak inkâr ederek yaşadığımız ve travmayı, kökenlerini görmezden geldiğimiz sürece başarısız olmaya mahkûmuz.” der. Politik temelleri görmezden gelmek, travma tedavisinde de kişisel iyileşme yolculuğunda da başarısızlığa yol açar. İyileşme, travmanın sadece bireysel boyutunu değil, kökenlerini anlamakla mümkündür.